Temmuz

Gregoryen takvimin yedinci ayı olan ‘Temmuz’, Arapça ve Aramice ‘Tammūz‘ kelimesinden geliyor. Kökeni ise Sümer Mitolojisi’ndeki ‘Dumuzi‘ye dayanıyor.

Sümer Mitolojisi’nde Koyun Tanrıça Duttur’un oğlu olduğuna inanılan Dumuzi Sipad, koyun sürüleri ile çobanların koruyucusu ve bereket tanrısı olarak kabul edilir. Sümerce Dumu-zi sözü, dumu (oğul, kız, evlat; insan) ve zi (hayat, yaşam gücü veya sadakati) eklerinden oluşur. Bu nedenle ‘sadık oğul’ olarak tercüme edilir. Bilal Aksoy’a göre, bu söze bir de sipad (çoban) sözü eklenmiştir. Aksoy, konuyla ilgili şunları yazmıştır: “Kimi Sümerologlar ise bunu Dumu-zi Apzu (Apzu’nun gerçek oğlu) sanıyla tanıtmaktadırlar. Sümerliler onu Apzu (tatlı su)’nun öz oğlu olarak aynı zamanda bitki ya da bereket tanrısı olarak görmüşlerdir.”

Gılgamış Destanı’nda, Sümer krallarının çoban tanrısı Dumuzi’nin soyundan geldiği anlatılır. ‘Sümer Krallar Listesi’nde de adı anılan Dumuzi’ye, Uruk kentinde Tanrıça İnanna’nın kocası olarak tapınılmakta hatta ilk Uruk kralı olduğuna inanılmaktaydı. ‘Dumuzi’, Babilliler döneminde ‘Tammūz’, Akadlar’da ise ‘Du’zū’ olarak anılırdı.

Dumuzi’nin kardeşleri ve evliliğinin mitolojik metinleri, Sümer, Babil ve Akad efsanelerinde sıklıkla yer alır. Bu efsanelerde konu edilen cinsellik ve bereket arasındaki ilişki sonucu Dumuzi tanrılaştırılır ve yüceltilir. Sonunda da ‘Çoban Tanrı’ olarak anılmaya başlanır.

Temmuz ayı, yer altındaki Dumuzi ile yer üstündeki eşi İnanna’nın birleştiği ay olduğuna inanıldığı için, ikilinin birlikteliğinin kutlandığı ay seçilmiştir. Baharın gelişi, tarımsal verimliliğin arttığı ve hayvanların tekrar üremeye başladığı sıcak havaların gelmesiyle Çoban Dumuzi’ye adaklar adanır, kurbanlar kesilir. Eski Ahit’te de yer alan Babil kaynaklı metinlerde, Dumuzi’nin eşi, çocukları ve yer altından yer üstüne çıkışının mucizevi detayları Dumuzi’nin bir kral iken tanrısallığa yükselişine işaret eder.

Dumuzi ile ilgili efsaneler daha sonraki ilahi metinlerde farklı biçimlerde anlatılır. Örnek olarak, Sümer Mitolojisi’ndeki Dumuzi ile İnanna (Babil: Tammuz ile İştar) mitosu, aynı dönem içinde farklı anlatılara sahip olmasının yanı sıra Akad ve Babil efsanelerinde de yer aldığı için bazı noktalarda farklılık gösterirler. Ama hepsinin ortak noktası, Dumuzi’nin, ölen ve ilkbaharda yeniden doğan bitkiler dünyası tanrılarının önörneği oluşudur. Tammuz Ayinleri’nin temeli de bu doğa döngüsü üzerine kurulmuştur.

Sümerliler Temmuz ayına ‘itišu-numun’ diyorlardı. Sumerce iti (ay), šu (el) ve numun (ekin) sözleri ‘elle ekin toplama ayı’nı ifade etmektedir. Bilal Aksoy’a göre, ekinlerin toplandığı ay olması sebebiyle bereket içeren temmuz ayı, sonraları çoban tanrı olan ve aynı zamanda bereket sembolü sayılan Dumu-zi Sipad ile ilişkilendirilmiştir. Küçük Asya’da bu aya, aynı anlama gelen ‘orak ayı’ veya ‘ot ayı’ denmektedir. Cemal Mıhçıoğlu ise bu sözcük için, ekinlerin biçilme ayını belirten ‘biçim ay’ kullanımını önermiştir.

Deniz Karakurt temmuz sözcüğünün etimolojisi için şunları söylüyor: “Tamız, Tamus, Tammus, Tamıs, Dumuz ve Dumıs Han gibi isimler de alan Tammuz Han, ahır hayvanlarının, çobanların, kırsal hayatın, ekinlerin ve hasadın koruyucusu olarak görülür. Sümerce adı olan Dumuzi ise, 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nde yer alan domuz ile bağlantılı olabilir. Damız (tamız) sözcüğü sığır ahırı anlamında kullanılır ve dam/tam kökünden gelir. Damızlık sözcüğü hem ahırda beslenen hem de Tammuz için ayrılan hayvan demektir. Genelde ahırda ve avluda yaşayan ve orada yaşayan canlılara sahip çıkan Damız İyesi (ahır ruhu) ile Tammuz bu anlamda özdeşleşmiştir.”

Temmuz ayı, tüm takvimlerde güneşin en parlak, aydınlık ve yakıcı ışınlarını saçtığı, senenin en sıcak, bereketli ve doğurgan ayıdır. Karakurt’un bahsettiği ‘tam’ sözcüğü de Sümerce ‘parlak, aydınlık, sıcak, hararet, güneşin yakıcı ışınları’ anlamına gelir. Eski Türkçe’de ‘çok sıcak, cehennem’ anlamına gelen ‘tamu-z’ ise, Soğdca ‘tamu’ sözcüğünden türemiştir ve aynı anlama gelir.

Mitolojiye merakı olanlar için yazının bu bölümünde Dumuzi ile İnanna’nın aşkıyla ilgili bazı farklı anlatıları derledim.

Muazzez İlmiye Çığ, ‘İnanna’nın Aşkı – Sümer’de İnanç ve Kutsal Evlenme’ isimli kitabında konuyla ilgili şunları aktarmıştır: “Sümer şairlerine göre Tanrıça İnanna, toplumun süsü, Sümer’in neşesidir. Ay Tanrısı Nanna’nın kızıdır. Akad’larda İştar, Musevilerde Astarte, Yunanda Afrodit, Roma’da Venüs adını taşıyarak yüzyıllar boyu çeşitli toplumların efsanelerinde yaşamıştır. (…) Bu hikâyelerden en önemlisi ve yaygın olanı, İnanna ile Çoban Tanrısı Dumuzi’nin, ülkeye bereket sağlayan evlenmesidir. (…) MÖ 3000 yıllarında, Sümer düşünür ve din bilimcileri, Sümer’in önde gelen şehirlerinden Uruk’un baş tanrıçası olarak kabul ettikleri sevgi kaynağı, çekici ve fettan İnanna’yı kralları ile evlendirirlerse, onların verimlilik gücünün ülkelerine bolluk ve bereket getireceğini düşünmüşlerdir. Bunun için Sümer kral listesine göre, Uruk’un dördüncü kralı Dumuzi’yi Çoban Tanrısı yaparak Tanrıça İnanna ile evlenmek üzere seçmişlerdir. Bundan sonra Sümer’in şair ve ozanları bu konuyu, bazıları açık saçık olan yüzlerce satırlık şiirlerle anlatarak, çalgılar eşliğinde söyleterek dinlerinin önemli bir töresi haline getirmişlerdir. Kutsal evlenme öyküsü aşağıdaki bölümlerden oluşuyor:

1) Tanrıça’nın Dumuzi’yi koca olarak seçmesi
2) Evlenmeleri
3) Tanrıça’nın yeraltına gitmesi
4) Tanrıça’nın yeraltından kurtulup yerine kocası Dumuzi’yi göndermesi
5) Kocasını baştan çıkaran kızın öldürülmesi
6) Dumuzi’nin yeraltından kaçması
7) Dumuzi’nin rüyası
8) Dumuzi’nin tekrar yeraltına götürülmesi
9) Dumuzi’nin kız kardeşi Tanrıça Geştinanna’nın, kardeşi yerine yarım yıl yeraltında kalmayı kabul ederek, Dumuzi’yi yarım yıl için kurtarması
10) Her ilkbaharda yeraltından çıkan Dumuzi ile İnanna’nın birleşmesi
11) Bu birleşmenin, ülkenin kralı ile yüksek düzeyde bir rahibenin evlenmesiyle sembolize edilmesi ve bununla başlayan yeni yıl için kutlama şenlikleri. Bu evlenmeye ait birbirinden değişik şiirler var.”

Mitosun Babilon anlatısının başında ise, gök kraliçesi, ışığın, aşkın ve yaşamın tanrıçası İnanna‘nın eşi olan Sümer Kralı Dumuzi ölüler diyarındadır. İnanna, onu kurtarmak için yeraltı dünyasına iner. Onların bu yolculuğu yeryüzündeki tarımda bereketsiz geçen mevsimleri açıklarken, geri dönüşleri ise tarımın bereketli geçtiği mevsimleri açıklar. Buna ek olarak, Tammuz’un senenin altı ayını yer altı dünyasında ‘ölü bir şekilde’ geçirdiğine, altı ayını ise İnanna ile dünyada ‘yeniden doğarak’ geçirdiğine dair Sümer hikayeleri vardır. Sıcak ve kurak yaz ayları Tammuz’un ölümünü simgelemişken, yağışlı ve serin dönemler yeniden doğumunu belirtmiştir.

‘İştar’ın İnişi’ adlı efsanede ise, Tanrıça İştar, Dumuzi’nin ölümünden sonra kocasını kurtarmak için ‘gidip de dönülemeyen diyar’ olarak bilinen yeraltı dünyasına inip onu kurtarır. Sonra da geri dönmek için bilgelik tanrısı Enki ile bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre İştar ancak kendisinin yerine birini getirmesi koşuluyla tekrar yeryüzüne çıkabilecektir. Ancak gittiği yerlerde kendisinin yokluğundan dolayı herkesin yas tuttuğunu görür ve kimseyi yeraltına göndermeye kıyamaz. Kocasının yanına gittiğinde ise Dumuzi’nin tanrıçanın tahtında keyif sürdüğünü görür. Öfkelenen tanrıça iblislere kocasını yer altına götürmelerini emreder. Daha sonra pişman olur ve yılın altı ayı kız kardeşi ile dönüşümlü olarak yeraltında bulunmasını sağlar. Böylece Dumuzi doğanın uykuya daldığı kış aylarında yeraltında kaldıktan sonra bahar aylarında yeryüzüne çıkar ve tekrar karısıyla birleşir. Bu dönemde ağaçlar yeşillenir, hayvanlar çoğalır, doğa uyanır ve bereketlenir.

Daha önceleri, Mart ayından başlayan Antik Roma takviminde ‘beşinci ay’ olduğu için Latince ‘quintilis mensis’ olarak adlandırılan Temmuz’un takvimdeki yeri ve adı, Julius Caesar’ın takvim reformundan sonra değişmiş. Jülyen takvimde yedinci ve en sıcak ay olan temmuza, Caesar’ın adı verilmiş. Latince ‘Julius mensis‘ yani ‘Julius’un ayı’ olarak anılan bu ay, İngilizce’de ise ‘July’ olarak geçiyor.

İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu, temmuz ayında yapılacak zirai işlerin listelendiği ‘Temmuz Ayı Tarım Takvimi’ne buradan ulaşabilirsiniz.

TEMMUZ AYINDA YETİŞEN SEBZELER

Bamya, Barbunya Fasulyesi, Bezelye, Börülce, Çalı Fasulyesi, Çarliston Biber, Dolmalık Biber, Domates, Kabak, Kum Havucu, Kuzu Ispanak, Mısır, Patlıcan, Salatalık, Semizotu, Sivri Biber, Taze Fasulye ile Dereotu, Fesleğen, Maydanoz, Nane gibi taze ot ve yeşillikler.

TEMMUZ AYINDA YETİŞEN MEYVELER

Ahududu, Ananas, Erik (kırmızı, sarı, yeşil, mürdüm), Karpuz, Kavun, Kayısı, Kiraz, Şeftali, Üzüm, Vişne.

TEMMUZ AYINDA AVLANAN BALIKLAR (AV YASAĞI SEZONU)

Devam eden av yasakları nedeniyle balık tezgahlarında bulunabilecek çeşit sınırlıdır. Bu dönem Akdeniz balıkları ile kültür balıkları ve ithal balıklar ön plandadır. Ayrıca kabuklu deniz canlıları açısından çeşitlilik vardır.

Akya, Barbunya, Çinekop, Grida, İstavrit, Kaya Balığı, Mercan, Orkinos, Sardalya, Sarıağız, Sinarit, Tekir, Trança. Ayrıca Çipura (kültür) ve Levrek (kültür) ile Somon (ithal).

Böcek, Istakoz, Pavurya

Bİ’ NOT

Sebze ve meyveler ile hem hafif beslenmek hem de bağışıklık sistemimizi desteklemek mümkün olur. Bu ay yüksek miktarda omega-3 içeren semizotunu tüketebilirsiniz. Ayrıca kirazın da bol bulunduğu son dönemdir.

Haziran

Gregoryen takvimin altıncı ve yaz mevsiminin ilk ayı olan haziran, Süryanice ‘sıcak‘ anlamına gelen ‘hazıran‘ sözcüğünden geliyor. Aynı dilde bu aya, ‘sıcakların başladığı ay’ anlamında ‘hazaran/hazuran‘ ismi verilmiş. Arapça’da ise ‘ḥazīrān‘ olarak geçiyor.

Haziranın batı dillerindeki karşılığı ise Latince’den geliyor. ‘Junius menelis’ (lat.) yani ‘Juno’nun ayı’, Rumi (Jülyen) takvimin dördüncü ayıdır. Bu ay, Roma mitolojisinde gençliği sembolize eden ve doğumla da ilişkilendirilen Juno’ya ithaf edilmiştir. Jüpiter’in karısı ve kız kardeşi olan Juno, Yunan Tanrıça Hera ile özdeşleştirilmiştir. Eski Fransızca’da ‘juin’, eski İngilizce’de ise ‘junius’ olarak geçer.

Dr. Selahattin Özkan “Ay Adları ve Tarihsel Kökenleri Üzerine Kısa Bir Deneme” isimli yazısında farklı bir durum ortaya koyuyor: “Haziran ayının isminin nereden geldiğini araştırmaya başladığımızda yine karşımıza önce Süryanice ardından Tevrat ve oradan da Babil tanrılarına ulaşıyoruz. Babil’in de genel olarak Sümer gelenekleri üzerine geliştiğini göz önüne alırsak Sümerlere de ulaşılabilir. Ancak Tevrat’ta Haziran’a Sivan denildiğini ve buradaki sesteşliğin neredeyse yitirildiğini de söylemek gerekmektedir. Sivan Tevrat’ta ekinlerin sürüldüğü mevsime karşılık gelmektedir ve Yahudi takviminin üçünü ayıdır. İlginç olan ise Süryanice de Haziran’ın kelime olarak anlamının “ahlaksız” olarak geçmesidir. Sümer ve Babil halklarının Sin olarak adlandırdıkları ay tanrısı mevcuttur, bu da Akad dilinde de yer almaktadır. Sin’in ahlaksızlığı ise Tanrıların Kralı olması ile kızları ve oğullarıyla yaşadığı cinsel maceralardır. Aynı kelimenin Babil ve Akad dillerinden Tevrat ve Yeni Ahit’e günahın Latince temeli olarak geçtiği oradan da dünya dillerine yayıldığı da düşünülmektedir.”

Prof. Dr. Cemal Mıhçıoğlu, haziranı dilimize ‘bozaran’ olarak özleştiriyor. Gagavuzlar ise haziran ayı için ‘kirez ay’ adını kullanıyorlar. Tofalar ve Ahıska Türkleri de bu aya ‘kiraz’ ismini vermişler. Azerbaycan ve Özbekistan’da ‘iyun’, Kazakistan’da ‘kökek’, Kırgızistan’da ‘teke’ ve ‘çilde’, Türkmenistan’da ise ‘oğuz’ kelimeleri kullanılır.

Kuzey yarım kürede yılın en uzun gündüzünün, güney yarım kürede ise yılın en uzun gecesinin yaşandığı ‘gün dönümü’ bu ayda gerçekleşir.

21 Haziran’da, güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne dik açıyla düşer. Bu tarihte kuzey yarım kürede en uzun gündüz yaşanır ve bundan sonra günler kısalmaya başlar. Güney yarım kürede ise en kısa gündüz yaşanır ve bundan sonra günler uzamaya başlar. Başka bir deyişle, kuzey yarım kürede yaz başlarken güney yarım kürede kış başlar.

İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu, haziran ayında yapılacak zirai işlerin listelendiği ‘Haziran Ayı Tarım Takvimi’ne buradan ulaşabilirsiniz.

HAZİRAN AYINDA YETİŞEN SEBZELER

Bakla, Barbunya, Bezelye, Börülce, Çarliston Biber, Dolmalık Biber, Domates, Enginar, Ispanak, Kabak, Kuşkonmaz, Patlıcan, Rezene, Salatalık, Semizotu, Taze Fasulye, Taze Patates, Taze Sarımsak, Taze Soğan

Ayrıca Biberiye, Dereotu, Fesleğen, Marul, Maydanoz, Nane, Tere gibi yeşillik ve taze otlar ile Asma Yaprağı (Üzüm Yaprağı)

HAZİRAN AYINDA YETİŞEN MEYVELER

Ahududu, Böğürtlen, Çilek, Dut, Erik (Yeşil, Kırmızı, Mürdüm), Kayısı, Kiraz, Şeftali, Yeni Dünya (Malta Eriği), Vişne

HAZİRAN AYINDA AVLANAN BALIKLAR (AV YASAĞI SEZONU)

Devam eden av yasakları nedeniyle balık tezgahlarında bulunabilecek çeşit sınırlıdır. Bu dönem Akdeniz balıkları ile kültür balıkları ve ithal balıklar ön plandadır.

Akya, Barbunya, Grida, Kaya Balığı, Levrek, Mercan, Mersin, Orfoz, Orkinos, Sardalya ile kültür balığı olarak üretilen Çipura ve Levrek. Ayrıca ithal Somon.

Bİ’ NOT

Yaz mevsiminin gelmesiyle tezgahlardaki sebze ve meyve çeşitleri artar. Bol bol tüketeceğimiz sebze ve meyveler ile hem hafif beslenmek hem de bağışıklık sistemimizi desteklemek mümkün olur.